Bu kurama göre, insan ihtiyaçlarını sırasıyla karşılamadıkça bir sonraki ihtiyaç düzeyine
geçemez. Örneğin, karnı aç bir insan için öncelik karnını doyurmaktır. Doğal olarak Mona Lisa
tablosuyla ilgilenmeyecektir. Fizyolojik ihtiyaçlar giderildikten sonra kendini güvene alma,
yaşlılığında hastalandığında güvende hissetme ihtiyacını karşılamak isteyecektir. Bu beş kategori de
yer alan ihtiyaçları karşılayan bireylerden oluşan toplumlar sağlıklı toplumlardır.
Türkiye İstatistik Kurumu Yoksulluk Çalışmasına göre, en son 2009 yılına ilişkin gıda
yoksulluğu (açlık) oranları açıklanmış olup, 2009 yılından sonra gıda yoksulluğuna ilişkin hesaplama
yapılmamıştır. 2009 yılında gıda yoksulluk oranı tüm Türkiye çapında % 0,48 olarak hesaplanmış olup,
kırsalda gıda yoksulluğu oranı % 1,42 olarak hesaplanmıştır. Kentte ise bu oran % 0,06 olarak
hesaplanmıştır. Bu durum, kırsalda açlığın daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu veriye göre,
Türkiyede her bin kişiden dördü, kırsal kesimde ise bin kişiden onu açlıkla karşı karşıyadır.
Türk-İşin araştırmasına göre, Kasım 2015 döneminde dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.390
TL, yoksulluk sınırı ise 4.529 TL olarak hesaplanmıştır.
Dört kişilik bir ailenin yaşaması için zorunlu olarak tüketmesi gereken gıda maddelerinin
maliyeti açlık sınırını vermektedir. Açlık sınırı hesaplanırken sadece temel gıda harcamaları
hesaplanmaktadır. Dört kişilik bir ailenin sadece gıda harcamaları 1.390 TL dir. Bu harcamanın altında
gıda harcaması yapan aileler sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenememektedirler.
Yoksulluk sınırı ise, gıda harcamaları ile birlikte giyinme, konut için yapılan elektrik, su, yakıt,
ulaşım , sağlık ve eğitim gibi harcamalarda dikkate alınmak suretiyle hesaplanmaktadır.
Çalışma Bakanı tarafından yanıtlanan soru önergesinde, resmi kayıtlara göre Türkiyede asgari
ücretli çalışan sayısı 4.970.737 olarak açıklanmıştır. Ücretlerin düşük gösterilerek vergi ve sosyal
güvenlik primlerinin düşük beyan edildiği dikkate alındığında bu sayının daha düşük olduğu, gerçeği
yansıtmadığı söylenebilir.
Ülkemizde 2015 Haziran-Aralık döneminde, eşi çalışmayan iki çocuklu bir işçi için asgari
geçim indirimi de dikkate alınmış şekilde asgari ücret net 1.045,17 TL dir. 1.045,17 TL asgari ücretin
işverene maliyeti ise 1.559,40 TL olmaktadır.
OECD ülkelerinde Eşi Çalışmayan İki Çocuk Sahibi Ücretliler Üzerindeki Vergi Yükü
Sıralamasında Türkiye 8. Sırada yer almıştır. Şu an itibariyle eşi çalışmayan iki çocuklu işçi için
belirlenen asgari ücret açlık sınırının altında yer almaktadır. Son zamanlarda tartışmalara konu olan
ve seçim vaatleri arasında yer alan asgari ücretin 1.300 TL olarak belirlenmesi gelir dağılımının
düzeltilmesi, bir kısım da olsa alt gelir grubunun gelirinin artırılarak refah seviyesinin yükseltilmesi
açısından gerekli ve önemlidir.
Ancak, başka açıdan asgari ücretin 1.300 TL olarak belirlenmesi işverene yük getirecektir.
Şöyle ki; asgari ücretin net 1.300 TL olması halinde eşi çalışmayan iki çocuklu bir asgari ücretlinin
işverene maliyeti 2.227,54 olarak hesaplanmaktadır. İşveren aynı işçi için 668,29 TL ek maliyetle
karşılaşacaktır. Fazla sayıda işçi çalıştıran işletmelerde bu maliyet ciddi rakamlara ulaşmaktadır. Öte
yandan, işçilik maliyetleri işletme maliyetlerini de yükselteceğinden üretilen malların maliyetlerini de
artıracaktır.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, kayıt dışı istihdam 2004 yılında %50,1 iken 2014
yılında % 35 olarak ölçümlenmiştir. Yine 2014 verilerine göre, Türkiyede kayıt dışı çalışanların en
fazla olduğu sektör % 82,3 kayıt dışılık oranı ile tarım sektörü olarak belirlenmiştir. Bu sektörü % 36,6
oranı ile inşaat sektörü, %21,1 oranı ile hizmet sektörü,% 20,3 oranı ile sanayi sektörü izlemektedir.
Mevcut durumda kayıtdışı istihdam oranı çok yüksek olup, asgari ücretin yükseltilmesi ile
birlikte işveren maliyetlerinin artacak olması nedeniyle kayıtdışı istihdam oranı daha da artacaktır.
Öte yandan, işçilik maliyetleri işletme maliyetlerini de yükselteceğinden sektör maliyetleri de
artacaktır. Bu durum, ekonomi üzerinde olumsuz etki yaratacak, enflasyon yükselecektir.
Asgari ücretin yükseltilmesi alt gelir grubunu rahatlatacak olup, gelir dağılımını eşitsizliğini bir
parça da olsa gidereceğinden olumlu olup, sosyal devlet olmanın gereğidir. Asgari ücret üzerindeki
vergi yükünün azaltılması, sosyal güvenlik primlerinin bir kısmının devlet tarafından karşılanması,
teşvikler, istisnalar yoluyla işveren üzerindeki oluşacak ek yükün azaltılması gibi önlemler alarak
ekonominin en az düzeyde etkilenmesi , kayıt dışı istihdam oranlarının yükselmemesi sağlanmalıdır.