Menü Bölgemiz Gazetesi | İstanbul Haberleri , Adalar, Ataşehir,  Beykoz,  Çekmeköy, Kadıköy, Kartal, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sultanbeyli, Şile,  Tuzla, Ümraniye, Üsküdar
BEHLÜL ÜNVER

BEHLÜL ÜNVER

Tarih: 04.03.2016 00:13

Eskimeyen Değerler

Facebook Twitter Linked-in

İnsan neye üzülür veya neye sevinir? Bir hikaye de anlatıldığı gibi

tüccarın biri hergün dükkanının kepenklerini kapatırken 'Bugünde zarardayız' der; kapatırmış. Ama

hergün böyle. Birgün komşusu dayanamamış ve 'Yapma böyle!..' demiş. 'Hergün dünyanın parasını

kazanıyor ve yinede zarardayız' diyorsun. 'Bu yaptığın doğru mu ?' der. Derde cevap hemen

gecikmeden gelir. 'Ben onu kastetmiyorum. Ömür sermayesinden bahsediyorum. Ömür

sermayesinden bir gün daha eksildi.' der.

Hayatımızda ki değerlerimizi ne de güzel harcıyor. Nede güzel yozlaştırıyoruz. Günlük ve anlık

değişimleri fark etmezken, yıllar öncesi resmimize bakıp birde aynaya bakıyoruz ki, aslında ne kadar

da çok değişmişiz. Şairin dediği gibi 'Gençliğim geri gelse idi ihtiyarlığın bende ne hazin haller

bıraktığını ona şekva edecektim' der. Bugün şunu yapacağım , yarın ise bunu yapacağım derken

hayatımızı programlar, randevular ve planlar alırken, birde bakarız ki; ağaran saçlar, yüzdeki ifadeler,

yürünen yollar ve yaşanmışlıklar bize geçmişi anlatırken insanı geleceğe dair daima hazırlar durur.

Esasında benim anlatmak istediğim deniz dalgalarının yalçın kayaları nasıl aşındırdığından

ziyade, yada yaşanmışlıkların ve adanmışlıkların kıyısında insanın insanlığını nasıl erezyona uğrattığı,

değerlerini nasıl kaybettiğidir. Farkına varamadığı değerler açısından birazda farkındalık hissi

oluşturabiliriyim düşüncesidir.

Eskiler hatırlayacaktır. Evlerimizde salonlar vardı. Sadece bayramlarda, özel günlerde yada

komşular geldiğinde, en güzel eşyaların konulduğu, çeyizlerin ve debdebelerin yaşandığı salonlar.

Birde evlerin mahremleri vardı. Yatak odası gibi herkesin giremediği, kimselere gösterilmediği. İnsani

ve ahlaki ilişkiler vardı. Saygı ve değer yargıları içersinde yapılan. Bunları çok detaylandırmak

istemiyorum. Ama geçmişe gittiğimizde nasıl bizlerde ne çok değişiklikler var ise kısa vadede fark

edemezken, toplum hayatındaki yaşanmışlıklar, gelenek, görenek , örf ve adetler de yıllar sonrasında

bakıldığında ne kadar çok değişmiş ne kadar çok farklılaşmış olduğunu görürüz.

Ne kadar kolay eleştiriyor, ne kadar çok yargılıyoruz. Sadece meseleyi bir yönü ile ele alırken

olayın kahramanının yerine ne kadar kolay kendimizi koyuyor. Eleştiriyoruz. Milletvekiliyim,

gazeteciyim, hakimim, savcıyım gibi diyerek esasında ne çok yanlışa davetiye çıkarıyoruz.

Hiç düşündünüz mü? Milletvekilinin biri çıkıyor fikrini söylemek yerine hakaret ediyor.

Gazeteciyim diyor öbürü ben bunları yazmalıyım diyor. Tabii bu arada durumdan vazife çıkaranlar yok

mu tabii ki var. Ama rica ediyorum şikayet ve eleştiri yapmadan önce yapıcı olmaya, çözüm üretmeye,

meseleyi halletmeye odaklanmalıyız. Gürültünün olduğu yerde herkes 'Sessiz olun' der ise birbirine.

Ses azalmaz gürültü fazlalaşır. Önce gürültü olmaması için susmalı hal ile göstermeli başkalarına

sonrasında telkinde bulunmaya gayret etmelidir. Birde kraldan çok kralcı olmaya gerek yoktur. Zaten

bu millet ne çekti ise bu dalkavuklardan çekmedi mi? Bizim bu yüzden omurgalı dik duran adam gibi

adamlara ihtiyacımız yok mu? Peki onlar nerede kendilerine yer bulamadıkları için gürültü içersinde

sessizce beklemekteler. Er yada geç fark edilecek hak, hak sahibine verilecektir. Bir zabitin dediği gibi

kader bize bu yükü yükledi. Bize de gereğini yapmak düşer . Bu arada şehitlerimiz yine gelmekte. Yine

birileri bunları görmemekte. Şehitlerimizin hukukunu savunmak yerine teröristin yanında taziyeye

gitmekteler. Birde bu ülkeyi yurtdışında her fırsatta şikayet etmekte. Varlıklarının gerekçesini ortaya

koymaktadırlar.

Bizde deriz ki 'Kaderin üstünde bir kader vardır.'

Kalın sağlıcakla...


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —